Mol Gebelik

Mol Gebelik


Mol gebelik diğer adı ile "üzüm gebeliği" gestasyonel trofoblastik hastalıklar arasında yer alıp, çeşitli nedenlerle gebelik ürününün sağlıklı gelişiminin aksadığı ve anne rahminin üzüm tanesi şeklinde bol miktarda şişmiş keseciklerle dolduğu normal olmayan bir gebelik şeklidir.

Normal Gebelik Oluşumu

Molar gebeliğin nasıl oluştuğunu anlamak için öncelikle normal gebelik oluşumunda gerçekleşen mekanizmaları basitçe gözden geçirmemiz yerinde olacaktır. Anneden gelen bir yumurta hücresi ile babadan gelen bir sperm hücresinin birleşmesi sonucu zigot oluşur. Zigot, ileri aşamalarda bebeğin oluşacağı tek hücreden oluşan yapı olup 23 kromozomu anne, 23 kromozomu baba adayından alarak 46 kromozomdan oluşur.

Meydana gelen 46 kromozomlu zigot yeni bir insan oluşturmak üzere bölünüp çoğalmaya başlar. Hücrelerin bir kısmı embriyoya(cenine), bir kısmı da bebeğin anneden beslenmesini sağlayacak plasentanın temel hücreleri olan trofoblastlara dönüşür. Plasenta (bebek eşi), trofoblast adı verilen hücreler tarafından oluşturulur.

Mol gebeliği nasıl oluşur?  

Anneden gelen yumurta hücresi ile babadan gelen sperm hücrelerinin birleşerek zigot oluşumu esnasında meydana gelen olumsuzluklar, mol gebelik oluşumuna neden olur.

Kaç tip mol gebelik vardır?

Anne ve babadan gelen hücrelerin birleşmesi esnasındaki hatalı mekanizmalara göre iki çeşit mol gebelik vardır;

a) Tam (komplet) mol gebeliği

Gebelik ürünü 46 adet kromozom taşır, ancak hepsi baba kaynaklıdır. Oluşan hatalı gebelik ürününde bebeğe ait hiçbir yapı bulunmamakta birlikte rahim şişmiş, şeffaf keseciklerle doludur.

b) Kısmi (parsiyel) mol gebeliği

Bu tip mol gebelikte bebeğe ait dokular izlenebilmektedir. Ancak normalde 46 olması gereken kromozon sayısı 69 adettir. Rahime yerleşmiş olan plasentayı oluşturacak olan trofoblastlar normalden saparak üzüm salkımını andıran şişmiş, şeffaf kesecikler halini alır ve bu durum embriyonun normal gelişmesini önler.

Komplet mol, mol gebeliğinin daha sık gözlenen formu olup, gebeliğin daha erken dönemlerinde belirti verir. Kısmi molde ise tanı bazı durumlarda 20. haftaya kadar gecikebilir.

Oluşan mol gebeliğin rahim içerisinden rahim duvarlarına yayılması İnvazif mol gebelik olarak adlandırılır.

Mol gebeliği ne sıklıkta görülür? Kimlerde daha sık görülür?

Literatürde bildirilen mol insidansı, yaklaşık 1000 gebelikte 1 ile 10 arasında değişmektedir. Anne yaşının yirminin altında ve kırk yaşın üzerinde olduğu gebeliklerde görülme olasılığı artmaktadır. Ayrıca Asya kökenli olmak, hiç doğum yapmamış olmak, kötü beslenme alışkanlığı, önceki gebelikte mol gebelik geçirmek mol gebelik görülme olasılığını arttırır.

Mol gebelik tekrarlar mı?

Önceki gebeliğinde mol gebelik öyküsü olan anne adaylarında tekrar benzer sorunla karşılaşma riski 10 kat artarak, 100 gebelikte 1 insidansa ulaşır. Önceki iki gebeliğinde de mol gebeliği geçiren bir kadında ise bu olasılık %10'a çıkar.  

Mol gebeliğinin belirtileri nelerdir?

Mol gebelik erken gebelik döneminde genellikle vajinal kanama ile belirti verir. Lekelenme tarzında kanama olabileceği gibi çok şiddetli kanama da olabilir. Bazı hastalar "üzüm tanesi şeklinde parça düşürme" şikayetiyle de hastaneye başvurabilir. Tam molde kanama altıncı hafta gibi erken dönemde görülürken, kısmi molde belirtiler geç ortaya çıkabilir.

Aşırı üretilen gebelik hormonu B HCG( Beta human koryonik gonadotropin) nedeniyle normal gebelikte görülebilen bulantı ve kusma şiddetli boyutlarda olabilir. Bu olgularda görülen bulantı şikayeti tedavilere yanıt vermeyebilir.

Bazı hastlarda aşırı büyüyen anne rahmi ve yumurtalık kistleri kasık ağrısına yol açabilir. El ve yüzde şişlik, ödem diğer belirtiler arasında yer alır. Bu belirtilere genellikle yüksek kan basıncı değerleri eşlik eder. Bu durum gebelik zehirlenmesi(preeklampsi) adını almaktadır. Normal gebeliklerde de 28. haftadan sonra görülebilen anne yaşamını tehdit edebilen bu durum mol gebelik söz konusu olduğunda 20. Gebelik haftasından önce karşımıza çıkar.

Mol gebeliğinin tanısı nasıl konur?

Tanıda hastanın yukarıda sözü edilen belirtilerinin yanısıra ultrason ile değerlendirme ve kan testleri önemli yer tutar. Ultrasonda gebelik kesesi görülmez. Bunun yerine mol vezikülleri yanyana dizilerek uterus içinde bir "kar yağdı”manzarası oluştururlar.

Yapılan muayenede anne rahmi beklenen gebelik haftasına göre daha büyük saptanabilir. Anne adayının kanında HCG değerlerinin 100.000 üzerinde olması tanıyı destekler.

Kısmi mol tanısı koymak ise her zaman bu kadar kolay olmayabilir. Ultrasonda fetus varlığı durumunda yanlışlıkla normal gebelik olduğu düşünülebilir. Kısmi mol tanısı koymak için plasentanın dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekir. Çoğunlukla düşük sonrası kürtaj materyalinin histolojik incelenmesiyle tanı konabilir.

Mol gebeliğinin tehlikesi nedir?

Mol gebelik bazı hastalarda aşırı vajinal kanamaya yol açarak başta anemi (kansızlık) olmak üzere bazı ciddi sorunlara yol açabilir.

Kanamanın yanısıra mol gebeliği geçiren kadınların yaklaşık %10'unda trofoblast hücreleri gebeliğin bitmesinden sonra da çoğalmalarını sürdürürler. Bu duruma gestasyonel trofoblastik neoplazi ("gebeliğe bağlı trofoblastik tümör") adı verilir. Çoğalan trofoblast hücreleri kan yoluyla diğer organlara yayılabilir. En sık akciğer, karaciğer ve vajinaya yayılım olmakla birlikte vücudun tüm organlarına yerleşebilir.

Bu şekilde ileri evre hastalık durumunda uygun bir şekilde tedavi edilmediğinde yayılım nedeniyle yerleştiği organların işlevini bozabilir ve kimi zaman ölümle sonuçlanabilir. Bu yüzden mol gebelik rahimden temizlendikten sonra alınan materyal patolojiye gönderilerek ileri evre hastalık oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır. Küretaj işleminden sonra da hastalar belli bir süre yakın takip edilmelidir. İzlem sırasında hastanın vajinal kanama, kasık ağrısı gibi klinik bulgularının takibinin yanı sıra ultrason ve kanda B HCG testi takibi de yapılmalıdır.

B HCG normal gebelik tayininde kanda saptanan gebelik hormonudur. Normal bir gebelikte gün aşırı ortalama 2 kat artış gözlenir. Mol gebelik trofoblast hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğaldığı bir durum olduğu için bu aşırı çoğalan hücrelerden çok fazla oranda BHCG hormonu üretilir ve kanda saptanır.

Mol gebeliğin tedavisi nasıldır?

Tanının kesinleştirilmesinin gerekli tetkikler ve hazırlıklar yapılıp gerekli durumlarda kullanılmak üzere kan temin edilerek anestezi altında rahim içi temizlenmelidir. Hastanın kan grubunun Rh negatif, eşinin kan grubu Rh pozitif olması durumunda işlem sonrasında kan uyuşmazlığı iğnesi (Rh immunglobulin) uygulanmalıdır. Elde edilen materyal patolojik incelemeye gönderilmeli, hastaya işlem sonrasında da takiplerin gerekli olduğu ve bunun önemi belirtilmelidir.

Anne rahmi normalden büyük ve daha yumuşak olduğu için normal gebeliğin sonlandırılması için yapılan küretaj işlemine göre, mol gebelik tahliyesi daha fazla risk taşır. İşlem sırasında anne rahminin yaralanması delinmesi işlem sonrası kanama riski daha fazladır.

Mol gebeliğin temizlenmesi sırasında karşılaşılabilen ve anne yaşamını ileri derecede tehlikeye sokabilen bir durum da emboli riskidir. Bu hastalıkta anne rahiminin temizlenmesi sırasında rahim içinde bulunan anormal dokuların, kan damarlarının içine geçerek özellikle akciğerlere, beyne ulaşması söz konusudur. Diğer organlara ulaşan bu dokular ulaştıkları organın işlevini bozarak anne yaşamını ciddi şekilde tehlikeye sokabilirler.  

Mol Gebeliği Boşaltıldıktan Sonra Niçin ve Nasıl Takip Edilmelidir?

Patolojiye gönderilen materyalin incelenmesinde mol gebelik tanısı kesinleştikten sonra takip süreci başlar. Mol gebelikte tahliye sonrası takibin amacı hastalığın Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi denen ileri evre hastalık aşamasına ilerleyip ilerlemediğinin saptanmasıdır. Sözü edilen bu hastalık, mol gebelik geçiren gebelerin yaklaşık %10'unda görülür.

Takip sırasında kanda B HCG seviyesinin düşmesi gerekir. Bu düşme haftalık kanda B HCG ölçümü yapılarak izlenir. Haftalık takiplerde HCG sıfırlandıktan sonra üç hafta daha haftalık incelemeye devam edilir. Daha sonra 6 ay boyunca aylık, daha sonraki 6 ayda da 2 ayda bir olmak üzere bir yıl boyunca HCG ölçümü devam ettirilir.

BHCG ölçümü yanında hastaya periyodik olarak jinekolojik değerlendirme, genel klinik muayene yapılır.

Kan BHCG seviyesi takipte önemli bir bulgu olduğundan anne adayının bir yıl boyunca gebe kalmaması gerekir. Gebe kalınması durumunda ortaya çıkan doğal gebeliğe bağlı HCG yükselmesi bu takibi bozar ve ileri evre hastalığın oluşması gözden kaçabilir. Gebeliği önlemek amacıyla genellikle OKS (doğum kontrol hapı) verilir.

Bir yıllık takiplerde kan HCG seviyesinde yükselme olmaması durumunda takip biter. Kadın artık tekrar gebe kalabilir. 

Eğer beta HCG düşmez, aynı kalır veya yükselirse, hastalığın devam ettiğini, belki de yayılım olduğunu gösterir. Bu durumda jinekolojik ultrason ile hasta değerlendirilir, akciğer grafisi ve tomografisi, karaciğer tomografisi ve fonksiyon testleri, beyin tomografisi gibi birçok tetkiklerle yayılım araştırılır. Sonuçlara göre hastaya kemoterapi verilebilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı gebeliğin ilk başlangıcında her anne adayı uzman doktor tarafından değerlendirilerek sağlıklı bir gebeliğin başladığından emin olunmalı, özellikle gebeliğin erken döneminde görülen üzüm tanesi şeklinde parça düşürme, vajinal kanama, kasık ağrısı ve verilen tedaviye rağmen geçmeyen bulantı kusma durumlarında mol gebelik olasılığı akılda tutulmalıdır.